Herkese merhaba;
Nihayet tatiliz...Ve nihayet Gökçeada'yım..Nasıl özlemişim nasıl...Yine çok sessiz, yine çok yeşil, yine çok mavi, yine çok bol...Dün geldik, hemen bugün mevsimin ilk böğürtlen likörünü yapıverdim.Bizim bahçedekiler henüz bu kadar olgunlaşmamışlar ama aile dostumuz Naci abinin böğürtlen bahçesinin şaheserleri bunlar...
Votka ise uzak diyarlardan....Sevgili arkadaşım Gülsema ve Nathali'nin benim için özel getirtikleri bir votka.İkinize de çok teşekkür ederim.Tarifi biliyorsunuz ama yine de vereyim;
1kilo böğürtlen
750 gram şeker
1paket vanilya
1 şişe votka
Meyveleri yıkayıp,süzüp kavanoza dolduralım.Şekeri ve vanilyayı üzerine dökelim.Karıştırmayalım.Üzerine de likörümüzü dökelim.Ağzını kapatıp güneşe koyalım.En az 2 ay güneşte kalmalı.En az 3 ay sonra kullanıma hazırdır.Ama bayramda kahve yanında ben misafirlarime ikram etmek istiyorum diyorsanız açın açın bir şey olmaz:))Yanında çikolatayı unutmayın ama:)
Yarın da bahçemden estantenelerle karşınızda olacağım.Demiştim ya tatilde daha sık görüşeceğiz diye..
Güneş kadar sıcak sevgiler Zehr@
HOŞGELDİNİZZZZZEHR@
hepsüslüydüm...SÜSLÜ BLOGA HOŞGELDİNİZZZzehr@
1 Temmuz 2010 Perşembe
20 Haziran 2010 Pazar
Özel Ama Paylaşmak İstedim..
Tembel blogcu geldi..
Bu özel günde sıcacık merhabalar size..
Hepinizi çok özledim, epeydir hiç birinizi ziyaret edemedim.Küsmediniz di mi?
Artık tatile giriyorum, çok az kaldı daha sık buluşacağız, söz :)
Öncelikle hepimizin babalarının günü kutlu olsun.Göç eden babalarımızın mekanı cennettir ona şüphem yok..
Bu özel günde, bölüm ikincisi olarak mezun olan, babasını ve beni sevince boğan oğlumun mezuniyet fotğraflarını paylaşmak istiyorum sizlerle..Darısı tüm anne ve babaların başına..Bütün gençlerimizin yolu aydınlık, çağdaş, demokrat ve barışçı olsun..Evlatlarımıza uzanan hain eller de.........Bu eller karşısında hiç bir şey yapmayan kokuşmuş kafalar da......Açılım yaptım diyerek terör olaylarını daha da arttıran vatan hainlarinin de.........Siz tatmamlayın cümlelerimi...



Babacığım iyi ki benim babamsın, seni seviyorum...Hayatım da var olan , baba olan ,baba olacak bütün erkekler babalar gününüz kutlu olsun..
Bu özel günde sıcacık merhabalar size..
Hepinizi çok özledim, epeydir hiç birinizi ziyaret edemedim.Küsmediniz di mi?
Artık tatile giriyorum, çok az kaldı daha sık buluşacağız, söz :)
Öncelikle hepimizin babalarının günü kutlu olsun.Göç eden babalarımızın mekanı cennettir ona şüphem yok..
Bu özel günde, bölüm ikincisi olarak mezun olan, babasını ve beni sevince boğan oğlumun mezuniyet fotğraflarını paylaşmak istiyorum sizlerle..Darısı tüm anne ve babaların başına..Bütün gençlerimizin yolu aydınlık, çağdaş, demokrat ve barışçı olsun..Evlatlarımıza uzanan hain eller de.........Bu eller karşısında hiç bir şey yapmayan kokuşmuş kafalar da......Açılım yaptım diyerek terör olaylarını daha da arttıran vatan hainlarinin de.........Siz tatmamlayın cümlelerimi...
Babacığım iyi ki benim babamsın, seni seviyorum...Hayatım da var olan , baba olan ,baba olacak bütün erkekler babalar gününüz kutlu olsun..
Sevgilerimle Zehr@
31 Mayıs 2010 Pazartesi
Katil İsrail
Aşağılık İsrail...
Bu yaptığın insanlık ayıbı için utanmalısın..
Katilsin..
En ağır cezayı almalısın...
Terör örgütü sen de öylesin..
Adını zikretmeyeteceğim, sana prim vermem!!!!
Halk olarak tepki vermeliyiz.
Çocuklarımız hergün beşer yedişer öldürülüyor ve biz de ''vatan sağolsun, bir tane daha olsun gene şehit olsun'' diyoruz..Yok böyle bir şey..
Artık meydanlara yürüyelim ne olur, ''şehit istemiyoruz'' diye haykıralım..
Çok ama çok üzgünüm :((
18 Mayıs 2010 Salı
13 Mayıs 2010 Perşembe
Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan Veli KANIK
..........
Böyle havalarda unuttum bloguma yazı yazmayı
Böyle havalarda özledim tatil yapmayı
Böyle havalarda bir üşengeçlik geldi üstüme
Ne zamandır takı yapmadığımı
Böyle havalarda fark ettim..
Bu hallerimi çok sevdiğimi
Böyle havalarda anladım
Her havada havam yerinde olduğunu
Böyle havalarda fark ettim dostlar...
Zehr@
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan Veli KANIK
..........
Böyle havalarda unuttum bloguma yazı yazmayı
Böyle havalarda özledim tatil yapmayı
Böyle havalarda bir üşengeçlik geldi üstüme
Ne zamandır takı yapmadığımı
Böyle havalarda fark ettim..
Bu hallerimi çok sevdiğimi
Böyle havalarda anladım
Her havada havam yerinde olduğunu
Böyle havalarda fark ettim dostlar...
Zehr@
5 Nisan 2010 Pazartesi
Tam Zamanı
Canım arkadaşım Şehnaz, çok sevdiğim bir Can YÜCEL şiiri göndermiş mail kutuma..Tam zamanında hem de :)) Ben de sizinle paylaşmak istedim, umarım tam zamanıdır:)) Yeniden okumak hepimize iyi gelir...Sevgiyle kalın dostlar Zehr@
TAM ZAMANINDA YAŞAMAK
Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....
Can YÜCEL
Yukarıdaki fotoğrafı bu pazar günü Hıdiv Kasrı'nda çektim.Aradaki aykırı sarı laleyi farkettiniz mi? Laleler bitmeden tam zamanında, siz de gitmelisiniz bence .Bahçenin muhteşem görüntüsünü bütün dostlarımın görmesini isterim..
.
.
3 Nisan 2010 Cumartesi
Kayıp Kıta Mu
Bu konuyu uzun zamandır merak ediyordum.İnternette minik bir araştırma yaptım , hepimizin bildiklerinin bir özeti olan aşağıdaki yazıyı da sizinle paylaşmak isterim efendim..
Bu konuda yazılmış en güncel kitabı bulup almalı ve okumalı...Var mı bildiğiniz ? Ben Sinan Meydan'a ait'' Atatürk ve Kayıp Kıta Mu'' adlı bir kitaba rastladım sanal alemde ..
İyi baharlar ve iyi haftasonları
Zehr@
''''''
M.Ö. 200.000 ile 70.000 yillari arasinda
Pasifik'te Mu adinda Avustralya'dan kat
kat büyük bir Kita mi vardi? Yüksek bir
medeniyet yarattiktan sonra batmis miydi?
Atatürk bu kitayla neden ilgilenmisti?"
Türkler'in kökenini ortaya çikarmak Gazi'nin en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yillarinda Osmanlilar'in son dönemlerinde Türklük Akimlari üzerine yapilan arastirmalari derledi. Atatürk'ün istegiyle birçok bilim adami ve arastirmaci bu alanda arastirmalar yapti. Yabanci bilim adamlari davet edildi. 1930'da Türk Tarih Kurumu kuruldu. Çok zengin malzeme ve bilgilere ulasildi. Yine de Türkler'in nereden geldikleri tam açiklik kazanmadi.
Maya Diliyle Türkçe Arasindaki Benzerlik
1932'de emekli General Tahsin Bey Atatürk'ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasindaki benzerliklerden bahsetti. Mayalar Meksika'da yasamislar, Türkler ise Orta Asya'dan gelmislerdi. Aradaki uzakliga ragmen, Gazi konuyla ilgilendi. Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atadi. Ona iki dil arasindaki benzerlikleri ortaya çikarma görevini verdi.
Tahsin Bey Meksika'ya gitti. Orada kendisine Amerikali Arkeolog William Niven 'in buldugu tabletlerden bahsettiler. Maya dilinin kökeninin bu tabletlerde oldugu anlasilmisti. Türkçe ile Maya dili benzerlik bu tabletlerde aranacakti. Bu tabletler Tahsin Bey'i saskina çevirdi. Çünkü tabletler MÖ 200.000 ile 70.000 yillari arasinda Pasifik'de yer almis bir kitayi haber veriyordu. Kitanin adi MU idi. Avustralya'dan birkaç kat büyüktü. Yüksek bir uygarliga ulastiktan sonra deprem veya tufan sonucu battigi saniliyordu.
Ingiliz Albay James Churcward Hindistan'daki tabletleri Tahsin Bey'e bilgi olarak sundu. Bunlar da kayip Mu Kitasi ile ilgiliydi. Ve Churcward 50 yil çalismisti bu tabletleri çözebilmek için. Bu konuda 5 kitap yayinlamis bir uzmandi.
Tahsin Bey, ögrendiklerini, bulduklarini düzenli olarak Atatürk'e rapor ediyordu. Gazi; Churcward'in Mu ile ilgili kitaplarini getirtti ve 60 kisilik bir tercüme heyetine Türkçe'ye çevirme emrini verdi. Kitaplar basilmadi. Daktilo edilerek Atatürk'ün önüne kondular.
Atatürk metinleri büyük bir dikkatle okudu. Insanin yaradilisini anlatan bölümle özellikle ilgilenmisti. Mu'nun insanligin ana vatani oldugunu nüfusun 64 milyona çiktigini anlatan bölümlerin altini çizmisti. Mu'da geçen Tanri kavramiyla da yakindan ilgilenmis, yaraticinin insan akliyla anlasilamayacagi, sekillendirilemeyecegi ve adlandirilamayacagi üzerinde durmustu. Tercümelerde Maya dili de dahil tüm lisanlarin Mu dilinden türedigi belirtiliyordu.
Mu kitasinin batisini anlatan bölümde halkin "Ya Mu bizi kurtar." diye bagirdigina dikkat çekerek Mu'nun bir ilah adi oldugu sonucuna vardi. Mu kökenli özel isim ve sifatlari, Öztürkçe ile karsilastirarak (Kui: kögü : Aile vb.) not aliyordu. Atatürk, önce Türkler'in kökenini ve Mu dilinin Türkçe ile baglantisini incelemis sonra da Mu sembollerini Latin alfabesiyle karsilastirmisti.
Daha ilginç olan Mu'nun demokrasi ile yönetildigini ve günes enerjisinin aydinlatmada kullanildigini anlatan satirlarin altini çizmekle kalmamisti kendi notlarini da ilistirmisti.
Bugün bu kitaplardan Kayip Mu Kitasi ve Mu'nun Çocuklari Anitmabir kitapliginda 1301, 1302 no ile kayitlidir. Çeviri metinleri ise kitaplikta 4 dosya halinde bulunur. Gazi'nin Mu ile ilgili çikardigi sonuçlari ne yazik ki tam olarak bilemiyoruz.
Emekli general Tahsin Mayatepek Meksika'daki arastirmalarinda çok daha fazlasini bulmustu. Maya, Aztek ve Inka uygarliklarinin Türkler'in kullandigi esyalara benzer esyalar kullandigini Atatürk'e iletmisti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yildiz sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalismalarini belge ve fotograflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak
Atatürk'e gönderdi. Bunlarin ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:57-56) Üçüncü defter kayiptir. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapinaklarin bile sasilacak kadar benzerligi gösteriliyordu.
Atatürk'ün 6 ay gibi bir sürere Türkçe'yi Latin harflerine kavusturacak kadar bilgili ve yetenekli oldugu düsünülürse, onun kesinlikle siradan bir dil bilimci ve tarihçi oldugu düsünülemez. Öyleyse bu arastirmalari da siradan bir merak olamazdi. Yine O, neyi nerede arayacagini herkesten iyi biliyordu. Bugün Atatürk'ün gizli kalmis düsünceleriyle birlikte bu arastirmalar da Anitkabir'in sessizliginde uyumaya devam ediyorlar. Eger gerçekten var olduysa, Mu Kitasi'nin kalintilarinin Pasifik'in derinliklerinde durdugu gibi...'''''
Pasifik'te Mu adinda Avustralya'dan kat
kat büyük bir Kita mi vardi? Yüksek bir
medeniyet yarattiktan sonra batmis miydi?
Atatürk bu kitayla neden ilgilenmisti?"
Türkler'in kökenini ortaya çikarmak Gazi'nin en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yillarinda Osmanlilar'in son dönemlerinde Türklük Akimlari üzerine yapilan arastirmalari derledi. Atatürk'ün istegiyle birçok bilim adami ve arastirmaci bu alanda arastirmalar yapti. Yabanci bilim adamlari davet edildi. 1930'da Türk Tarih Kurumu kuruldu. Çok zengin malzeme ve bilgilere ulasildi. Yine de Türkler'in nereden geldikleri tam açiklik kazanmadi.
Maya Diliyle Türkçe Arasindaki Benzerlik
1932'de emekli General Tahsin Bey Atatürk'ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasindaki benzerliklerden bahsetti. Mayalar Meksika'da yasamislar, Türkler ise Orta Asya'dan gelmislerdi. Aradaki uzakliga ragmen, Gazi konuyla ilgilendi. Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atadi. Ona iki dil arasindaki benzerlikleri ortaya çikarma görevini verdi.
Tahsin Bey Meksika'ya gitti. Orada kendisine Amerikali Arkeolog William Niven 'in buldugu tabletlerden bahsettiler. Maya dilinin kökeninin bu tabletlerde oldugu anlasilmisti. Türkçe ile Maya dili benzerlik bu tabletlerde aranacakti. Bu tabletler Tahsin Bey'i saskina çevirdi. Çünkü tabletler MÖ 200.000 ile 70.000 yillari arasinda Pasifik'de yer almis bir kitayi haber veriyordu. Kitanin adi MU idi. Avustralya'dan birkaç kat büyüktü. Yüksek bir uygarliga ulastiktan sonra deprem veya tufan sonucu battigi saniliyordu.
Ingiliz Albay James Churcward Hindistan'daki tabletleri Tahsin Bey'e bilgi olarak sundu. Bunlar da kayip Mu Kitasi ile ilgiliydi. Ve Churcward 50 yil çalismisti bu tabletleri çözebilmek için. Bu konuda 5 kitap yayinlamis bir uzmandi.
Tahsin Bey, ögrendiklerini, bulduklarini düzenli olarak Atatürk'e rapor ediyordu. Gazi; Churcward'in Mu ile ilgili kitaplarini getirtti ve 60 kisilik bir tercüme heyetine Türkçe'ye çevirme emrini verdi. Kitaplar basilmadi. Daktilo edilerek Atatürk'ün önüne kondular.
Atatürk metinleri büyük bir dikkatle okudu. Insanin yaradilisini anlatan bölümle özellikle ilgilenmisti. Mu'nun insanligin ana vatani oldugunu nüfusun 64 milyona çiktigini anlatan bölümlerin altini çizmisti. Mu'da geçen Tanri kavramiyla da yakindan ilgilenmis, yaraticinin insan akliyla anlasilamayacagi, sekillendirilemeyecegi ve adlandirilamayacagi üzerinde durmustu. Tercümelerde Maya dili de dahil tüm lisanlarin Mu dilinden türedigi belirtiliyordu.
Mu kitasinin batisini anlatan bölümde halkin "Ya Mu bizi kurtar." diye bagirdigina dikkat çekerek Mu'nun bir ilah adi oldugu sonucuna vardi. Mu kökenli özel isim ve sifatlari, Öztürkçe ile karsilastirarak (Kui: kögü : Aile vb.) not aliyordu. Atatürk, önce Türkler'in kökenini ve Mu dilinin Türkçe ile baglantisini incelemis sonra da Mu sembollerini Latin alfabesiyle karsilastirmisti.
Daha ilginç olan Mu'nun demokrasi ile yönetildigini ve günes enerjisinin aydinlatmada kullanildigini anlatan satirlarin altini çizmekle kalmamisti kendi notlarini da ilistirmisti.
Bugün bu kitaplardan Kayip Mu Kitasi ve Mu'nun Çocuklari Anitmabir kitapliginda 1301, 1302 no ile kayitlidir. Çeviri metinleri ise kitaplikta 4 dosya halinde bulunur. Gazi'nin Mu ile ilgili çikardigi sonuçlari ne yazik ki tam olarak bilemiyoruz.
Emekli general Tahsin Mayatepek Meksika'daki arastirmalarinda çok daha fazlasini bulmustu. Maya, Aztek ve Inka uygarliklarinin Türkler'in kullandigi esyalara benzer esyalar kullandigini Atatürk'e iletmisti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yildiz sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalismalarini belge ve fotograflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak
Atatürk'e gönderdi. Bunlarin ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:57-56) Üçüncü defter kayiptir. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapinaklarin bile sasilacak kadar benzerligi gösteriliyordu.
Atatürk'ün 6 ay gibi bir sürere Türkçe'yi Latin harflerine kavusturacak kadar bilgili ve yetenekli oldugu düsünülürse, onun kesinlikle siradan bir dil bilimci ve tarihçi oldugu düsünülemez. Öyleyse bu arastirmalari da siradan bir merak olamazdi. Yine O, neyi nerede arayacagini herkesten iyi biliyordu. Bugün Atatürk'ün gizli kalmis düsünceleriyle birlikte bu arastirmalar da Anitkabir'in sessizliginde uyumaya devam ediyorlar. Eger gerçekten var olduysa, Mu Kitasi'nin kalintilarinin Pasifik'in derinliklerinde durdugu gibi...'''''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


