HOŞGELDİNİZZZZZEHR@

hepsüslüydüm...SÜSLÜ BLOGA HOŞGELDİNİZZZzehr@





18 Mayıs 2010 Salı

Yurdumun Doğum Günü

Doğum günün kutlu olsun Atam...


Ülkemizin de doğum günü kutlu olsun...

Zehr@

13 Mayıs 2010 Perşembe

Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.


                                     Orhan Veli KANIK 
..........
Böyle havalarda unuttum bloguma yazı yazmayı
Böyle havalarda özledim tatil yapmayı
Böyle havalarda bir üşengeçlik geldi üstüme
Ne zamandır takı  yapmadığımı 
Böyle havalarda fark ettim..
Bu hallerimi çok sevdiğimi
Böyle havalarda anladım
Her havada  havam yerinde  olduğunu
Böyle havalarda fark ettim dostlar...

                                                Zehr@

5 Nisan 2010 Pazartesi

Tam Zamanı

Canım arkadaşım Şehnaz, çok sevdiğim bir Can YÜCEL şiiri göndermiş mail kutuma..Tam zamanında hem de :)) Ben de sizinle paylaşmak istedim, umarım tam zamanıdır:)) Yeniden okumak hepimize  iyi gelir...Sevgiyle kalın dostlar Zehr@
TAM ZAMANINDA YAŞAMAK
 Yemek de boş içmek de,
    Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
    Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
         Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
    Tam zamanında çevirmelisin
         Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
    Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
    O üzüm gözlü çocuğun
         Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
              Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
    En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
    Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
    Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
         Evsiz kalınca çoluk çocuk
              Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
    Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
    Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
    Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
         Seni gecenin üçünde arayıp da
              Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
    Gerekiyorsa yumruk atmayı
         Tam burnunun üstüne
              Tiksinmeden pisliğinden,
                   Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
                        Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
    Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
    Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
    Yola çıkacaksan ertesi gün
         Ve arabayı kullanan sensen
              Sana emanetse çoluk çocuk
                   Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
    Son kadeh bozacaksa seni
         Ve üzeceksen birilerini
              Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
    Tam zamanında konuşmalı
         Tam zamanında şarkı söylemeli
              Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
    Annenin babanın evini,
         Tam zamanında başka bir şehre gidip
              Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
    Tam zamanında aşık olmalı
         Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
    Belki de seni şampiyon yapacak
         En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
    Tam zamanında ölmelisin
         Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
    Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
    Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
    Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....        
Can YÜCEL  

Yukarıdaki fotoğrafı bu pazar günü Hıdiv Kasrı'nda çektim.Aradaki aykırı sarı laleyi farkettiniz mi? Laleler bitmeden tam zamanında, siz de gitmelisiniz bence .Bahçenin muhteşem görüntüsünü bütün dostlarımın görmesini isterim..
.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Kayıp Kıta Mu

Bu konuyu uzun zamandır merak ediyordum.İnternette minik bir araştırma yaptım , hepimizin bildiklerinin bir özeti olan aşağıdaki yazıyı da sizinle paylaşmak isterim efendim..
Bu konuda yazılmış en güncel kitabı bulup almalı ve okumalı...Var mı bildiğiniz ? Ben Sinan Meydan'a ait'' Atatürk ve Kayıp Kıta Mu'' adlı bir kitaba rastladım sanal alemde ..
İyi baharlar ve iyi haftasonları 
Zehr@

''''''
M.Ö. 200.000 ile 70.000 yillari arasinda
Pasifik'te Mu adinda Avustralya'dan kat
kat büyük bir Kita mi vardi? Yüksek bir
medeniyet yarattiktan sonra batmis miydi?
Atatürk bu kitayla neden ilgilenmisti?"
Türkler'in kökenini ortaya çikarmak Gazi'nin en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yillarinda Osmanlilar'in son dönemlerinde Türklük Akimlari üzerine yapilan arastirmalari derledi. Atatürk'ün istegiyle birçok bilim adami ve arastirmaci bu alanda arastirmalar yapti. Yabanci bilim adamlari davet edildi. 1930'da Türk Tarih Kurumu kuruldu. Çok zengin malzeme ve bilgilere ulasildi. Yine de Türkler'in nereden geldikleri tam açiklik kazanmadi.
Maya Diliyle Türkçe Arasindaki Benzerlik
1932'de emekli General Tahsin Bey Atatürk'ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasindaki benzerliklerden bahsetti. Mayalar Meksika'da yasamislar, Türkler ise Orta Asya'dan gelmislerdi. Aradaki uzakliga ragmen, Gazi konuyla ilgilendi. Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atadi. Ona iki dil arasindaki benzerlikleri ortaya çikarma görevini verdi.
Tahsin Bey Meksika'ya gitti. Orada kendisine Amerikali Arkeolog William Niven 'in buldugu tabletlerden bahsettiler. Maya dilinin kökeninin bu tabletlerde oldugu anlasilmisti. Türkçe ile Maya dili benzerlik bu tabletlerde aranacakti. Bu tabletler Tahsin Bey'i saskina çevirdi. Çünkü tabletler MÖ 200.000 ile 70.000 yillari arasinda Pasifik'de yer almis bir kitayi haber veriyordu. Kitanin adi MU idi. Avustralya'dan birkaç kat büyüktü. Yüksek bir uygarliga ulastiktan sonra deprem veya tufan sonucu battigi saniliyordu.
Ingiliz Albay James Churcward Hindistan'daki tabletleri Tahsin Bey'e bilgi olarak sundu. Bunlar da kayip Mu Kitasi ile ilgiliydi. Ve Churcward 50 yil çalismisti bu tabletleri çözebilmek için. Bu konuda 5 kitap yayinlamis bir uzmandi.
Tahsin Bey, ögrendiklerini, bulduklarini düzenli olarak Atatürk'e rapor ediyordu. Gazi; Churcward'in Mu ile ilgili kitaplarini getirtti ve 60 kisilik bir tercüme heyetine Türkçe'ye çevirme emrini verdi. Kitaplar basilmadi. Daktilo edilerek Atatürk'ün önüne kondular.
Atatürk metinleri büyük bir dikkatle okudu. Insanin yaradilisini anlatan bölümle özellikle ilgilenmisti. Mu'nun insanligin ana vatani oldugunu nüfusun 64 milyona çiktigini anlatan bölümlerin altini çizmisti. Mu'da geçen Tanri kavramiyla da yakindan ilgilenmis, yaraticinin insan akliyla anlasilamayacagi, sekillendirilemeyecegi ve adlandirilamayacagi üzerinde durmustu. Tercümelerde Maya dili de dahil tüm lisanlarin Mu dilinden türedigi belirtiliyordu.
Mu kitasinin batisini anlatan bölümde halkin "Ya Mu bizi kurtar." diye bagirdigina dikkat çekerek Mu'nun bir ilah adi oldugu sonucuna vardi. Mu kökenli özel isim ve sifatlari, Öztürkçe ile karsilastirarak (Kui: kögü : Aile vb.) not aliyordu. Atatürk, önce Türkler'in kökenini ve Mu dilinin Türkçe ile baglantisini incelemis sonra da Mu sembollerini Latin alfabesiyle karsilastirmisti.
Daha ilginç olan Mu'nun demokrasi ile yönetildigini ve günes enerjisinin aydinlatmada kullanildigini anlatan satirlarin altini çizmekle kalmamisti kendi notlarini da ilistirmisti.
Bugün bu kitaplardan Kayip Mu Kitasi ve Mu'nun Çocuklari Anitmabir kitapliginda 1301, 1302 no ile kayitlidir. Çeviri metinleri ise kitaplikta 4 dosya halinde bulunur. Gazi'nin Mu ile ilgili çikardigi sonuçlari ne yazik ki tam olarak bilemiyoruz.
Emekli general Tahsin Mayatepek Meksika'daki arastirmalarinda çok daha fazlasini bulmustu. Maya, Aztek ve Inka uygarliklarinin Türkler'in kullandigi esyalara benzer esyalar kullandigini Atatürk'e iletmisti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yildiz sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalismalarini belge ve fotograflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak
Atatürk'e gönderdi. Bunlarin ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:57-56) Üçüncü defter kayiptir. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapinaklarin bile sasilacak kadar benzerligi gösteriliyordu.
Atatürk'ün 6 ay gibi bir sürere Türkçe'yi Latin harflerine kavusturacak kadar bilgili ve yetenekli oldugu düsünülürse, onun kesinlikle siradan bir dil bilimci ve tarihçi oldugu düsünülemez. Öyleyse bu arastirmalari da siradan bir merak olamazdi. Yine O, neyi nerede arayacagini herkesten iyi biliyordu. Bugün Atatürk'ün gizli kalmis düsünceleriyle birlikte bu arastirmalar da Anitkabir'in sessizliginde uyumaya devam ediyorlar. Eger gerçekten var olduysa, Mu Kitasi'nin kalintilarinin Pasifik'in derinliklerinde durdugu gibi...'''''

18 Mart 2010 Perşembe

Anadolu'nun Kayıp Şarkıları..

Anadolu'nun binlerce yıl suskun kalmış kültürleri müzik ve görsellikle modernize edilmiş...Adeta  Anadolu görkemini dünyaya bir kez daha haykırıyor. Nezih ÜNEN 'in ellerine sağlık.Büyülendim arkadaşlar, hemen gidip izlemelisiniz.CD'si de satışa sunulmuş mutlaka edinmeliyiz. O güzel şarkıları söyleyenler bir  daha nerede seslendirecekler ki ? Anadolu halkının kendi mekanlarında provasız kaydedilen otantik şarkılar. Daha sonra bu eserlerin üzerine beste yapılmış ..Çok zor ve zahmetli bir iş olsa gerek..
Bir başka açısı ise bütün dinlerin binlerce yıldır Anadolu'da nasıl da içi içe ve kardeşçe yaşadığının görüntüleriydi..
Geçen akşam bir TV programında Cemil İPEKÇİ  şöyle diyordu ( Oda Can ATAKLI'dan duymuş) ;
Türkiye  bir  mozaik değildir aslında  bir  ebrudur  çünkü mozaikin bir taşı yerinden düşerse oraya iğreti bir şey konulur ve bütünlük bozulur ama ebruda renklerin uyumunu hiç bir şey bozamaz. Ne doğru bir benzetme değil mi? Tam da bu  belgeselde anlatılmak istenen bu işte.
Anadolumu seviyorum..Onu bize kazandıran , Çanakkale  Savaşlarında  dünyaya örnek bir  savunma mücadelesi veren  şehitlerimizi rahmetle anıyorum.Böyle güzel belgeseller hazırlayarak sahip çıkmamız gereken ne çok değerimiz olduğunu hatırlatan yönetmenimize de bir kez daha teşekkür ediyorum..

Anadolumuzun kültürünün yozlaşmaması ve sahip çıkılması dileklerimle Zehr@

16 Mart 2010 Salı

Doğal Parfüm :))

Yakın zamanlarda okuduğum, Saide KUDS'a ait Kimya Hatun romanından esinlenerek yaptım bu minnacık kesecikleri.Romanın bir bölümünde Kimya Hatun annesine olan özlemini anlatırken daha doğrusu anne kokusunu anlatırken şöyle diyordu;
 ''Annemin göğsüne kafamı gömüp ağlamak, ağlarken göğsünün arasına sıkıştırdığı minicik ipek keseden yayılan yasemin koksunu içime çekmek istiyorum'' ...Çok etkilendim bunu okuduğumda.Hem duygusal olarak hem de yüz yıllar öncesinde kadınların güzel ve temiz kokmak için neler icat ettiklerine...
Ben de doğal olmayan parfüm ve deoların yerine neden biz de bunları kullanmayalım ki diye düşündüm :)) Elimde var olan ipek kumaş ve dantellerle bu minicik kesecikleri yaptım..Doldur içine kurutulmuş yasemin çiçeklerini, sıkıştır memelerin arasına, ohhh mis gibi kok, mis gibi koklasınlar...İsteyen leylak, isteyen gül, isteyen sümbül doldursun, hadi bakalım kolay gelsin :))

Ruhunuz da,  bedeniniz de miss gibi koksun dostlar...
Zehr@ 
Dip Not : Kimya Hatun, Şems-i Tebriz'inin evlendiği Mevlana Hazretlerinin üvey kızıdır..

3 Mart 2010 Çarşamba

Otantik ve Antik Kolye

Merhaba dostlar, nasılsınız?
Ben iyiyim :)) Bakın yine döktürdüm bir şeyler..
Önce yine Antep'e özel el dokuması kumaştan bir yaka biçtim ve elimde diktim.Bu kez daha sivri bir yaka yaptım.
Daha sonra, on- on beş yıl önce Adıyaman 'dan aldığım, Nemrut Dağındaki Kommagene krallığını temsil eden kolyemi bozdum.Damla şeklinde turkuvaz taşlarla birleştirdim, uç kısma diktim.
Yakanın üzerini ise iğne oyalarıyla bezedim.
Komik bir anısı olan :)) , eski bir arkadaşımın hediye ettiği fulardan ise arkayı birleştirmek için parçalar kestim.
Çeşitli açılardan çekilmiş üç fotoğrafını koydum, bakalım beğenecek misiniz?

Mavilikler kadar huzurlu ve sağlıklı kalın dostlar....
Zehr@