HOŞGELDİNİZZZZZEHR@

hepsüslüydüm...SÜSLÜ BLOGA HOŞGELDİNİZZZzehr@





5 Kasım 2008 Çarşamba

Mustafa /2


Elbette gitmeli Mustafa'ya...Ancak alttaki yazımda atladığım bir detayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Can DÜNDAR'a tekrar teşekkür ederek, son padişah Vahdettin'le Atatürk arasındaki konuşmanın seyircilere aktarılırken YANLIŞ aktarıldığını düşünüyorum.Bu konudaki yaygın görüşe ve Nutuk'ta Atatürk'ün söylediğine göre olay şöyle gerçekleşmiştir;
Görüşme Atatürk'ün talebi üzerine gerçekleşmiştir, Atatürk'ün Samsun'a gönderilmesindeki amaç, Karadeniz Bölgesi'nin güvenliğini sağlamaktı çünkü İtilaf Devletleri Mondros Anlaşması'nın 7. maddesini işleterek, Karadeniz'i işgal etmeye hazırlanmaktaydı ve bölgede yaşayan Rumların ayaklanması söz konusuydu. Mustafa Kemal'e KAĞIT üzerinde padişah Vahdettin tarafından verilen görev bu isyanı bastırmasıdır. Ancak Mustafa Kemal'in farklı planları vardı.......(İyi ki de vardı )
Oysa ''Mustafa'' filminde Can DÜNDAR şöyle diyor;
_15 Mayıs 1919'da Vahdettin Atatürk'ü çağırıyor ve '' Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi tarihe geçmiştir. Bunları unut.Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, paşa devleti kurtarabilirsin''.
Ben de diyorum ki arkadaşlarım ''Vahdettin'in vatan kurtarmak gibi bir kaygısı olsaydı bir İngiliz zırhlısına binip İtalya'nın San Remo kentine kaçmazdı..........
Umarım Can DÜNDAR bu sözleri neye dayanarak filme aldığını yakında açıklar..
Çok mu öğretmenliğim tuttu arkadaşlar? :)
Ama ben öğretmenim, yanlış bilginin telafisi olmaz diye düşünüyorum, çocuklarınızı götürünce bu detayı onlara açıklayın olur mu?

3 Kasım 2008 Pazartesi

Mustafa

Bugün öğrencilerimizle beraber ( Mustafa ) filmine gittik..Bence herkes gitmeli, gidin, gidilsin...Sağda solda sürekli eleştirenlere de kulaklarınızı tıkayın, önyargılı olmayın, lütfen gidin izleyin..Can DÜNDAR'ın beynine ve emeğine sağlık..
Filme konu edilen her şeyi biz Türk Milleti zaten biliyoruz, bilmeyen varsa cahilliğinden utansın...
Şimdiye kadar Ata'mızın insan yönü hep es geçiliyordu bu yüzden bu yadırgamalar, tu kakalar....
85 yıldır Mustafa Kemal'in de zaafları olabileceği, onun da içebileceği, kadınlara iltifat edip, aşk mektupları yazabileceği, onun da korkularının olabileceği, ağlayabileceği, kıskanabileceği, hırslanabileceği, çaresizlik de hissedebileceği bize doğru dürüst öğretilseydi...eleştirirken belki bu kadar acımasız olmazdık..yapılan güzel bir işe çomak sokmaktansa, ellerinize sağlık derdik....
( Resim alıntıdır, çok hoşuma gittiği için sizinle paylaşmak istedim)

28 Ekim 2008 Salı

CUMHURİYET'İM BENİM


Biliyordum benim cumhuriyetim böyle zihniyetlere izin vermezdi. Öylesini içi kaldırmazdı, yargısız infaz yapmazdı.Çok şükür bu nahoş duruma gerekli önlemler alındı da biz sayfalarımıza ve birbirimize kavuştuk.
Bloglarımızı açınca'' bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir'' ibaresini eminim siz de benim gibi aşağılayıcı ve iftira olarak algılamışsınızdır, çok çirkindi :(
Neyse ki adalet yerini buldu, emeği geçen herkese çok teşekkürler..
Sizi çok özlemiştim, ohh beee....
ATATÜRK'ÜN SAYGIDEĞER KADINLARI VE ERKEKLERİ, BAYRAMIMIZ KUTLU, CUMHURİYETİMİZ SONSUZ OLSUN....

27 Ekim 2008 Pazartesi

BLOGUMA DOKUNMAYIN !!!!!!!!

BLOGUMA DOKUNMAYIN...ARKADAŞLARIM BUGÜNKÜ GAZETELERİ OKUDUNUZ MU? BU İŞTE KİMİN PARMAĞININ OLDUĞU YAZIYORDU....:(((
Bu olay başladığı andan itibaren hepimize yol gösteren ''anne kaz''a huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Ben şimdilik beklemedeyim, hiç bir program indirmeyeceğim..İnanın balonu elinden alınan çocuk gibi oldum. Meğer ben bu işi ne kadar seviyormuşum..Anne kaz'ın önerisi üzerine wordpressde blogumu yedekledim, size de öneriyorum...Ayrıca HEPİNİZİ ÇOK ÖZLEDİM...

17 Ekim 2008 Cuma

Bir Sonbahar İkindisinde İstanbul..

Bütün hengamesine, karmaşasına, kalabalığına, trafiğine rağmen; kırk beş yıldır birlikte yaşlandığımız İstanbul'u Seviyorum Gözlerim Kapalı......


Bir sonbahar ikindisinde buluştuk can dostlarla; sarı, turuncu, yeşil, kırmızıyken yapraklar ve salına salına dökülüyorken yerlere, İstanbul'la sonbaharın buluşmasını birlikte seyredelim istedik.
Düştük Polenezköy yollarına önce,


Yürüyüş yaptık köyün içinde, oksijeni sakladık ciğerlerimizde, çocuklluk günlerini yad ettik burnumuza horoz çiçeği yaprakları yapıştırıp, sonra da artistik pozlar verdik...


Riva'da martılara selam verdik, bir tanesi çok tanıdık geldi bana uzun uzun el salladım ona evet evet o Uçan Martı'ydı...
Dağ çileği topladık yollarda...


Ver elini Anadolu Feneri...

Boğazı Karadeniz'le birleştirip seyrettik, zıpladık, koştuk..ayağımızın altındaki sarı ve beyaz papatyaları görünce şaştık :( küresel ısınmadan olmalı...



Oksijen ve manzara bizi nasıl acıktırdı, hazır oradayken ne yapılır arkadaşlar? Tabi ki Anadolu Hisarı' na inilir, afiyetle balık ekmek yenilir.Üstüne bir de oburluk edilip waffle yenilir...:(


Bu kadar yedik, hadi biraz yürümeli, ılık iyot kokan boğaz rüzgarı sırtımızı üşütmeli, objektife poz verirken benim gibi Boğaz'ı çok seven bir dost ( Sevgili arkadaşım Nunu) düşünülmeli....dedim ve.....


Yavaş yavaş batmakta olan bir sonbahar güneşini,


keyifle ve umutla balık avlayanları,


bakımsız ama bence güzel olan yalıları,

balıkçı teknelerini seyredaldık....
Gözlerimin önünde muhteşem İstanbul, aklımda İstanbul aşığı bir garip Orhan Veli...

İSTANBUL TÜRKÜSÜ

İstanbul'da Boğaziçi'nde
Bir fakir Orhan Veliyim,
Eli'nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Rumeli Hisarı'na oturmuşum;
Oturmuşta bir türkü tutturmuşum:

'İstanbul'un mermer taşları;
Başıma da konuyor aman martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul'un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalım
Boynuna vebalim!'

İstanbul'da Boğaziçi'nde
Bir fakir Orhan Veli;
Eli'nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.

Sunay Akın'dan öğrendiğim bir bilgi geliyor aklıma, hüzünleniyorum, ardından gözlerim doluyor... İstanbul'a sevdalı Orhan Veli'nin İstanbul'un meşhur çukurlarından birine düşerek öldüğünü biliyor muydunuz?

( Fotoğrafların çok güzel olmasının nedeni, bin bir yalvarmayla oğluşum Gencay'dan alınan profesyonel makinedir... bir de eşimin Ara Güler ruhu :))))) yoksa benim emektar nikon'dan böyle şeyler çıkmaz biliyorsunuz)

15 Ekim 2008 Çarşamba

Deniz'e deniz...


Deniz arkadaşım, eskiden kalma bir kemer tokasını getirdi ve ''bundan bir şeyler yapabilir misin Zehr@'' dedi...sorulur mu :))
Düşündüm ve Deniz'e deniz yakışır diyerek, turkuvaz boncukları tele geçirip, tokanın bir kaç yerine geçirdim.Bir tane de keçeden top geçirdim, uçlara da maviş at boncukları...Çok beğendi Denizim, bakalım siz beğenecek misiniz?

11 Ekim 2008 Cumartesi

Şallara Devam...

Nihayet sözettiğim pembe şalımın da resmini çekebildim,ama resimler çok iyi olmadı , makinem çok eskidi de :(

Gelelim şalımızın yapım aşamalarına;
  • yün iğnesi
  • gri yün
  • yıllar önce Marputçular Çarşısı'ndan alınmış kurdela çiçekler
  • kafadan atma desen...


Yine istediğimiz deseni elle çizip makine dikişi tekniği ile işliyoruz. Desenler karşı uçlarda birbirinin ters yönünde olmalı ki omzunuza aldığınızda desenler öne gelsin...